1. Anasayfa
  2. Yargı Kararlarıyla Serisi

BELEDİYELERİN HİZMET KUSURU NEDENİYLE TAZMİNAT ÖDEMESİ GEREKEN DURUMLAR


0

Belediyelerin Hizmet Kusuru Nedeniyle Tazminat Ödemesi Gereken Durumlar

İdareye verilen her yetkinin karşısında bir görev, her görevin sonunda da bir hesap vardır. Belediye yolu açıyorsa güvenli tutacak, suyu taşıyorsa şebekeyi denetleyecek, yapılaşmaya izin veriyorsa insan hayatını koruyacak, tehlikeyi biliyorsa önleyecek, yardım çağrısını alıyorsa zamanında yetişecektir. Kapatılmayan bir çukur, bakımı yapılmayan bir araç, budanmayan bir ağaç, uygulanmayan bir yıkım kararı veya geciken bir müdahale cana, bedene ya da mala zarar verdiğinde artık basit bir aksaklıktan değil, hizmet kusurundan söz edilir. Hukuk devleti, bu zararı talihin, tabiatın veya yurttaşın omuzlarına bırakmaz; idareyi kendi eyleminin de ihmalinin de sonuçlarıyla yüzleştirir. Çünkü tazminat bir lütuf değil, kamu gücünün hukuka bağlılığının bedelidir. Zarar, hizmet kusuru ve nedensellik bağı ortaya konulduğunda idarenin tazmin sorumluluğu doğar; zarar görenin veya üçüncü kişinin kusuru bu sorumluluğun kapsamını daraltabilir, ancak idareye ait kusuru ortadan kaldırmaz. Çünkü hukuk devleti, yurttaştan hukuka bağlılık beklediği ölçüde, kendi eylem ve ihmallerinin hesabını vermekle de yükümlüdür.

İşte hizmet kusuru, idarenin vermek zorunda olduğu bu hesabın hukuk dilindeki adıdır. Aşağıdaki kararlar; hangi eylem ve ihmallerin hizmet kusuru sayıldığını, zararla idari faaliyet arasındaki bağın nasıl kurulduğunu ve sorumluluğun hangi hâllerde maddi ya da manevi tazminata dönüştüğünü somut olaylar üzerinden göstermektedir.

Bu çalışmada hizmet kusuru; imar, yapılaşma ve mülkiyet hakkı; yol, kanalizasyon ve altyapı hizmetleri; parklar ve kamusal alanların güvenliği; su, elektrik ve çevresel tehlikeler; yangın, afet ve risklerin önlenmesi; belediye personeli ve iş güvenliği ile nüfus ve medeni hâl hizmetleri başlıkları altında incelenecektir. Her bölümde, hizmet kusuru sayılan eylem veya ihmal, sorumlu idare, zararla idari faaliyet arasındaki nedensellik bağı ve doğan zararın maddi ya da manevi tazminatı gerektirip gerektirmediği yargı kararları üzerinden ortaya konulacaktır.

I.İMAR, YAPILAŞMA VE MÜLKİYET HAKKI

İmar planında park alanında bırakılan taşınmazın uzun süre kamulaştırılmaması

Danıştay 6. Dairesi, 13.04.2021, K. 2021/5459

Davacıya ait taşınmaz, imar planlarında bölge parkı olarak ayrılmış; uygulama imar planının üzerinden beş yıl geçmesine rağmen kamulaştırılmamış ve taşınmaz üzerindeki kısıtlılık giderilmemiştir.

Danıştay, mülkiyet hakkının belirsiz bir süre boyunca kullanılamaz hâle getirilmesini hukuka aykırı bulmuştur:

“Davacı için mülkiyet hakkının belirsiz bir süre ile kısıtlandığı sabit olup, mülkiyet hakkı engellenen davacıya mülkiyetin bedele çevrilmesi yoluyla tazminat ödenmesi gerekir.”

Taşınmazın bedelinin ödenmesi maddi tazminat niteliğindedir. Kararda manevi tazminata ilişkin bir değerlendirme bulunmamaktadır.

Yıkılacak derecede tehlikeli olmayan yapının tehlikeli sayılarak yıktırılması

Danıştay 6. Dairesi, 11.12.1990, E. 1990/1164, K. 1990/2548

Belediye, fen heyeti raporuna dayanarak yapının yıkılacak derecede tehlikeli olduğuna karar vermiştir. Ancak bu işlem idari yargıda iptal edilmiş ve yapının yıkılmasını gerektirecek ölçüde tehlikeli olmadığı bilirkişi incelemesiyle belirlenmiştir. Buna rağmen yapının yıktırılması, belediyenin hizmet kusuru olarak kabul edilmiştir:

“İdari işlemin iptali yolundaki Mahkeme kararına rağmen yapının yıktırılması suretiyle hizmet kusuru işlendiği açık olup, bu kusur sebebiyle doğan zararın da tazmini gerektiği…”

Hukuka aykırı biçimde yıkılan binanın bilirkişi tarafından belirlenen değeri maddi zarar kabul edilmiştir. Yapı sahibinin mahkeme kararına rağmen binasının yıkılması nedeniyle duyduğu üzüntü için de manevi tazminata hükmedilmiştir.

Buna karşılık, yıkım arsanın varlığını ve değerini ortadan kaldırmadığından arsa bedeli tazminat kapsamında görülmemiştir:

“Tazminat davasının konusu yıkılan bina ile uğranılan zarar olup, bu yıkım dolayısıyla arsaya ait bir zarardan söz edilemeyeceğinden…”

Gerçekleşmesi kesin olmayan gelecekteki gelirler ile belgelendirilmeyen kira kaybı da maddi zarar sayılmamıştır:

“Gelecekte elde edilmesi muhtemel gelir ve yoksun kalınan kârlar tazminat davasına konu edilemeyeceğinden, kirada olduğu ve kira geliri elde edildiği belgelendirilmeyen taşınmazdan yoksun kalınan kira karşılığı olarak talep edilen […] tazminat isteminin reddine…”

Kişinin kendi taşınmazındaki ruhsatsız yapının 775 sayılı Kanun uyarınca yıktırılması

Danıştay 6. Dairesi, 04.03.2009, K. 2009/2077

Davacının kendi taşınmazı üzerindeki ruhsatsız yapılar, taşınmazın imar planında yeşil alana ayrıldığı gerekçesiyle 775 sayılı Gecekondu Kanunu uygulanarak yıktırılmıştır.

Danıştay, kişinin kendi taşınmazı üzerindeki yapı nedeniyle işgalci sayılamayacağını; taşınmazın imar planında yeşil alana ayrılmasının da mülkiyeti kendiliğinden kamuya geçirmeyeceğini belirtmiştir:

“Uyuşmazlık konusu yapıların davacıya ait taşınmaz üzerinde yer alması karşısında davacının işgalci olarak kabul edilemeyeceği, imar planında yeşil alan kullanımına ayrılmış olmasına rağmen taşınmazın öncelikle yapılacak kamulaştırma veya parselasyon uygulamalarıyla kamuya kazandırılması gerektiği…”

Yapıların ruhsatsız olması hâlinde 3194 sayılı İmar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekirken, şartları oluşmadığı hâlde 775 sayılı Kanun’a dayanılarak yıkım yapılması hizmet kusuru sayılmıştır:

“Söz konusu ruhsatsız yapılar nedeniyle 3194 sayılı İmar Kanunu hükümlerinin uygulanabileceği, bu husus gözetilmeden tesis edilen işlem sonucu oluşan zararda idarenin hizmet kusurunun bulunduğu açıktır.”

Danıştay, yıkımdan doğan maddi zararın bilirkişi incelemesiyle belirlenmesini; ancak tazminat hesabında yapıların ruhsatsız olduğunun da gözetilmesini istemiştir:

“Yapıların ruhsatsız olduğu hususu da göz önünde bulundurulmak suretiyle gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırılarak tazminine karar verilmesi gerekirken, aksi yönde verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir.”

Kaçak yapılaşmanın denetlenmemesi ve yapının sonradan afet riski nedeniyle yıkılması

Danıştay 4. Dairesi, 14.12.2023, E. 2023/13590, K. 2023/7044

Kat irtifakı kurulmuş bir apartmandaki bağımsız bölüm, Bakanlar Kurulunca alınan afete maruz bölge kararı uyarınca yıkılmıştır. Yargılama sırasında yapının tamamen ruhsatsız olduğu belirlenmiş; buna rağmen yapının inşa edilmesine ve varlığını sürdürmesine engel olmayan idarelerin denetim görevlerini gereği gibi yerine getirmedikleri kabul edilmiştir.

Kararda ilçe belediyesinin kusuru açık biçimde şöyle ifade edilmiştir:

“Denetim yapmayarak kaçak yapının yapımına sebebiyet veren Avcılar Belediye Başkanlığı’nın […] kusurunun bulunduğu…”

Bozma sonrasında verilen nihai kararda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Avcılar Belediyesi farklı oranlarda sorumlu tutulmuştur. Bununla birlikte karar metninde, Bakanlık ile Büyükşehir Belediyesinin kusurunu oluşturan somut ihmal ayrı ayrı açıklanmamış; yalnızca bu idarelere yüklenen kusur oranları gösterilmiştir.

Yapının yıkılması nedeniyle bağımsız bölümde meydana gelen ekonomik kayıp için maddi tazminata hükmedilmiştir. Yıkımın davacı üzerindeki manevi etkisi de manevi tazminat kapsamında değerlendirilmiştir. Bölge İdare Mahkemesinin her iki tazminat türünün de idarelerin kusurları oranında ödenmesine ilişkin kararı, Danıştay tarafından oybirliğiyle onanmıştır.

II.YOL, KANALİZASYON VE ALTYAPI HİZMETLERİ

 Ana arter üzerindeki rögar kapağından kaynaklanan trafik kazası

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, 07.11.2019, E. 2019/1657, K. 2019/3739

Araç, ana arter üzerindeki yağmur suyu rögar kapağı nedeniyle takla atmış ve hasar görmüştür. Araç için ödeme yapan sigorta şirketi, ödediği tazminatın İSKİ’den tahsili amacıyla rücu davası açmıştır.

Mahkeme, şehir içi yolların yapım ve bakımından, ayrıca altyapı çalışmaları sırasında trafik güvenliğinin sağlanmasından belediyenin sorumlu olduğunu belirtmiştir:

“Karayolları Trafik Kanunu’nun 10. maddesine göre şehir içi yollarda her türlü yapım, onarım ve alt yapı tesis çalışmalarında trafik düzen ve güvenliğini sağlayacak önlemleri almak, aldırmak ve denetleme görevinin Belediye’ye ait olduğunun düzenlendiği, ayrıca 5393 sayılı Kanun’un 14. maddesi uyarınca da bakım ve onarımdan belediyenin sorumlu olduğu…”

Kazaya neden olan rögar kapağının İBB’nin sorumluluğundaki ana arter üzerinde bulunduğu ve yol üzerindeki hasar ile tamirat işlerinin İBB’ye ait olduğu kabul edilmiştir:

“Yol üzerinde meydana gelen hasar ve tamirat işlemlerinin İBB’nin yükümlülüğünde olduğu […] kazaya sebep olduğu belirtilen rögar kapağının ana arter yol üzerinde İBB’ye ait olduğu anlaşılmış olmakla davalı olarak gösterilen İSKİ’nin pasif husumeti bulunmamaktadır.”

Kaldırımdaki hasarlı menhol kapağının onarılmaması

Danıştay 8. Dairesi, 22.02.2024, E. 2020/3669, K. 2024/833

On bir yaşından küçük çocuk, gece saatlerinde bisikletiyle yaya yolunda ilerlerken kaldırım üzerindeki taşa çarparak yaralanmış ve yüzünde kalıcı iz oluşmuştur. Büyükşehir belediyesinin bakımından sorumlu olduğu menhol kapağını onarmaması, kazanın meydana gelmesinde tali hizmet kusuru sayılmıştır:

“Bisiklet sürücüsü davacının […] gece vaktinde bisikleti ile hızlı bir şekilde ilerlediğinden kazanın oluşunda asli kusurlu olduğu, idarenin ise bakımından sorumlu olduğu menhol kapağını tamir etmediğinden tali kusurlu olduğu…”

Çocuğun yaşı itibarıyla bisiklet sürme ehliyetine sahip olmaması ve gece hızlı biçimde ilerlemesi müterafik kusur kabul edilmiştir. Ancak bu durum, kaldırımın güvenliğini sağlamak ve hasarlı menhol kapağını onarmakla yükümlü belediyenin sorumluluğunu ortadan kaldırmamıştır.

Davacılar maddi bir kayıp veya kazanç kaybı bulunduğunu belgeleyemediğinden maddi tazminat istemi reddedilmiştir. Buna karşılık çocuğun yaralanması ve yüzünde kalıcı iz oluşması nedeniyle çocuk ile anne ve babası lehine manevi tazminata hükmedilmiştir:

“Davacı küçüğün asli kusuru, idarenin tali kusuruyla meydana gelen yaralanmada müterafik kusur bulunsa da […] yaralanması ve yüzünde sabit iz kalması sebebiyle acı çektikleri, üzüntü duydukları kabul edilmek suretiyle manevi tazminat ödenmesi gerektiği…”

Yol ve altyapı çalışmalarında gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 03.05.1993, E. 1258, K. 7866

Şehir içi yollarını güvenli ve ulaşıma elverişli durumda tutmak belediyelerin görevidir. Yol veya kanalizasyon çalışmaları sırasında açılan çukurların kapatılmaması; gerekli işaret, uyarı ve aydınlatma önlemlerinin alınmaması hizmet kusuru oluşturur.

Bu eksiklikler nedeniyle meydana gelen araç hasarı, yaralanma veya ölüm hâlinde belediye, doğan maddi ve koşulları varsa manevi zararları tazmin etmekle yükümlüdür.

Belediye tarafından işletilen iskelede aracın denize düşmesi

Danıştay 8. Dairesi, 23.01.2025, E. 2024/5361, K. 2025/93

Davacıların çocuğu, belediye tarafından işletilen motor iskelesinden aracıyla birlikte denize düşerek hayatını kaybetmiştir. İskelenin işletilmesinden sorumlu olan Akçaabat Belediyesinin hizmet kusuru bulunduğu, buna karşılık Trabzon Valiliğine yüklenebilecek bir kusur olmadığı kabul edilmiştir:

“Davacıların çocuğunun, davalı belediyece işletilen motor iskelesinden aracıyla birlikte düşerek hayatını kaybetmesi olayında davalı Belediyenin hizmet kusurunun ağırlığı […] gözönünde bulundurulduğunda […] manevi tazminatın davalı Akçaabat Belediyesi tarafından davacılara ödenmesi, […] olayda kusuru bulunmadığı anlaşılan davalı Trabzon Valiliği yönünden ise davanın reddine karar verilmiş…”

Kararda belediyenin hizmet kusurunu oluşturan teknik eksikliğin ne olduğu ayrıca açıklanmamış; sorumluluk, belediye tarafından işletilen iskelede meydana gelen ölüm ve belediyenin hizmet kusurunun ağırlığı üzerinden değerlendirilmiştir.

Çocuklarının denize düşmesinin ardından bir süre bulunamaması ve daha sonra cansız bedenine ulaşılması nedeniyle anne ve babanın yaşadığı ağır elem ve üzüntü, manevi tazminatı gerektiren zarar olarak kabul edilmiştir:

“Denize düşerek kaybolan çocuklarının belirli bir süre bulunamaması nedeniyle ve sonrasında cansız bedeninin bulunmasıyla vefat ettiğinin anlaşılması karşısında anne ve babası olan davacıların bu süreçte yaşadığı elem ve üzüntü gözönünde bulundurulduğunda…”

İçme suyu şebekesindeki borunun patlaması nedeniyle evin zarar görmesi

Danıştay 8. Dairesi, 17.09.1990, E. 1989/353, K. 1990/909

Belediyeye ait içme suyu şebekesindeki yer altı borusu patlamış; sızan su, yakındaki evin temellerine ulaşarak yapıya zarar vermiştir. İlk derece mahkemesi, belediyeye yüklenebilecek bir hizmet kusuru bulunmadığı ve henüz onarım harcaması yapılmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

Danıştay, içme suyu şebekesini yalnızca kurmanın yeterli olmadığını; tesisin yaşı ve teknik özellikleri gözetilerek düzenli biçimde denetlenmesi, bakımının yapılması ve ihtiyaç duyulan onarımların zamanında gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtmiştir:

“Tesisin ömrü ile teknik özelliklerinin gözönüne alınarak denetim ve bakımının yapılması, tamirata gereksinimi bulunan durumların ortaya çıkması halinde de gerekli tamiratın yapılması da belediyenin görevi olduğundan aksine verilen mahkeme kararında isabet görülmemiştir.”

Boru patlamasıyla yapıdaki zarar arasında nedensellik bağı bulunduğundan belediyenin maddi tazminat sorumluluğunun değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Zararın giderilmesi için masrafın önceden yapılmamış olması da tazminat istemine engel görülmemiştir.

İskân izni bulunmayan konuta altyapı hizmetleri sunan idarenin kanalizasyon ve yağmur suyu baskınından sorumluluğu

Danıştay 8. Dairesi, 11.12.2007, K. 2007/6951

Davacının kiracı olarak oturduğu daire, kanalizasyon atık suyu ve yağmur suyuyla dolarak zarar görmüştür. İlk derece mahkemesi, konutun yapı kullanma izni bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

Danıştay ise idarelerin iskân izni bulunmayan konuta elektrik, su, kanalizasyon, doğal gaz ve telefon hizmetleri sunduğunu dikkate almıştır:

“İskan izni olmadığı halde davalı idareler tarafından elektrik, su, kanalizasyon, doğalgaz, telefon hizmetlerinin götürüldüğü açıktır.”

Konutun fiilen kullanılmasına altyapı hizmetleriyle imkân veren idarelerin, yapı kullanma izninin bulunmadığını ileri sürerek sorumluluktan kaçınamayacağı kabul edilmiştir:

“İskan izni bulunmayan konutta yine idare tarafından sunulan hizmetlerden faydalanmak suretiyle ikamet eden davacının olay nedeniyle meydana gelen zarara katlanmasını beklemenin […] genel ilkeye aykırı düşeceği ortadadır.

III. PARKLAR VE KAMUSAL ALANLARIN GÜVENLİĞİ

Parktaki anıt ağacın bakım ve tedavisinin zamanında yapılmaması

Danıştay 8. Dairesi, 30.11.2021, E. 2019/6632, K. 2021/5738

Belediyenin bakım ve gözetimindeki parkta bulunan anıt çınarın dalı kırılarak bir kişinin üzerine düşmüş; kişi ağır biçimde yaralanmış ve sürekli iş göremez hâle gelmiştir.

Tabiat varlığı niteliğindeki ağacın korunmasından sorumlu Bakanlık ile parkın bakım ve gözetimini yürüten belediye, zarardan birlikte sorumlu tutulmuştur. Özellikle belediyenin, gerekli izin verilmiş olmasına rağmen ağacın bakım, restorasyon ve tedavisini zamanında yaptırmaması hizmet kusuru sayılmıştır:

“Davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın tabiat varlığı olan ağaçların bakım ve korunmasından sorumlu olması, davalı Kdz. Ereğli Belediye Başkanlığı’nın da söz konusu ağaca bakım için talep edilen gerekli izin verilmesine rağmen zamanında yaralanmaya sebep olan anıt çınar ağacın gerekli bakım, restorasyon ve tedavisinin yapılmaması nedeniyle […] olaydan birlikte sorumlu olduklarına…”

Yaralanan kişinin sürekli iş göremezlikten doğan kaybı için maddi tazminata; yaşadığı ağır bedensel ve ruhsal zarar nedeniyle kendisi, bu olaydan duyduğu elem nedeniyle de annesi lehine manevi tazminata hükmedilmiştir. Bakanlık ile belediyenin tazminatlardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu kabul edilmiştir.

Sokak köpeklerinin saldırısını önleyecek tedbirlerin alınmaması

Danıştay 8. Dairesi, 25.06.2010, E. 2010/3241, K. 2010/3782

Fen lisesi öğrencisi olan çocuk, sokak köpeklerinin saldırısına uğrayarak yaralanmıştır. Sahipsiz hayvanların çevre ve toplum sağlığı bakımından oluşturduğu tehlikeyi önlemeye yönelik hizmetin yetersiz ve aksak yürütülmesi, hizmet kusuru olarak kabul edilmiştir:

“Kamu hizmetinin işleyişindeki yetersizlik, aksaklık ve düzensizliğin hizmet kusuru oluşturduğu…”

Davalı idare, gerekli hizmetin ihale sürecinin uzaması nedeniyle yerine getirilemediğini savunmuş; ancak bu gerekçe hizmet kusurunu ortadan kaldıran bir neden olarak görülmemiştir. İdarenin kendi hazırlık ve ihale sürecindeki gecikme, zarar gören kişiye yüklenememiştir.

Saldırı nedeniyle kamu tarafından karşılanmayan tedavi giderleri maddi zarar kabul edilerek yalnızca belgelendirilen kısmı yönünden maddi tazminata hükmedilmiştir. Çocuğun saldırı sırasında yaşadığı korku, elem ve ızdırap nedeniyle de manevi tazminata karar verilmiştir:

“Duyulan elem ve ızdırabın kısmen giderilmesine dönük olarak […] manevi tazminatın davalı idarece ödenmesi gerektiği…”

Oyun parkından geçen açık su kanalında gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması

Danıştay 8. Dairesi, 14.02.2025, E. 2022/4434, K. 2025/952

Üç yaşındaki çocuk, belediyeye ait oyun parkının içinden geçen açık su kanalına düşerek hayatını kaybetmiştir. Kanalın üzerinin kapatılmadığı, çevresinde koruyucu çit ve uyarı levhası bulunmadığı, suyun ise hızlı aktığı tespit edilmiştir:

“Park içinden su kanalı geçtiği ve su kanalının üzerinin herhangi bir engelle, ızgara veya kapak sistemi ile kapatılmadığı […] suyun akış hızının süratli olduğu, parkın hali hazır durumu itibariyle tehlike arzettiği…”

Park alanındaki güvenlik eksiklikleri bilirkişi raporunda da açıkça ortaya konulmuştur:

“Su kanalının oyun alanına çok yakın olduğu, çocukların kanala düşmesini engelleyecek hiçbir güvenlik önlemi bulunmadığı, su kanalının üstünün tamamının mazgallar ile kapatılmadığı, uyarı levhasının bulunmadığı…”

Kanalın bütünü üzerindeki sorumluluk başka bir idareye ait olsa dahi, belediye tarafından çocuk oyun parkına dönüştürülen bölümde gerekli önlemleri alma görevinin belediyeye ait olduğu kabul edilmiştir. Belediyenin kanalın üzerini mazgalla kapatmaması, kanala ulaşmayı önleyecek çit yapmaması ve uyarı levhası koymaması hizmet kusuru sayılmıştır:

“Park içinde kanal üzerinin demir mazgal ile kapatılmasını sağlaması veya kanalın her iki yanına kanala ulaşımı engelleyecek tel çit teşkil etmesi ve bunları da uyarı levhaları ile tamamlaması gerekirken bu hususu ihmal ettiği…”

Bu nedenle çocuğun ölümüyle belediyenin hizmet kusuru arasında nedensellik bağı bulunduğu ve anne ile babanın destekten yoksun kalma zararları için maddi, anne, baba ve kardeşlerin yaşadığı elem ve üzüntü için ise manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Ancak Danıştay, belediye ile çocuğu gözetmekle yükümlü kişiler arasındaki kusur oranlarının bilirkişi incelemesine dayanmadan mahkemelerce doğrudan belirlenmesini hukuka uygun bulmamıştır. Ceza yargılamasında belediyenin asli, çocuğu gözeten dedenin ise tali kusurlu bulunması da dikkate alınarak tarafların kusur oranlarının ek bilirkişi raporuyla belirlenmesi gerektiğine karar verilmiştir:

“Davacılar ve davalı idarenin yaşanan olayın meydana gelmesindeki sorumluluk sebeplerinin tamamının değerlendirildiği dengeli ve hakkaniyete uygun kusur oranlarının belirlendiği ek bilirkişi raporu alınarak yeniden karar verilmesi gerektiği…”

IV.SU, ELEKTRİK VE ÇEVRESEL TEHLİKELER

Yerleşim alanındaki sulama kanalında gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması

Danıştay 10. Dairesi, 16.10.2025, E. 2022/4668, K. 2025/4561

Dört yaşındaki bir çocuk, yerleşim alanı içinde bulunan sulama kanalına düşerek hayatını kaybetmiştir. Kanal çevresinde insanların yaklaşmasını engelleyecek koruyucu düzenekler ile tehlikeyi bildiren yeterli uyarılar bulunmaması, hizmet kusuru olarak kabul edilmiştir:

“Yerleşimin olduğu mahallede can ve mal güvenliğinin temini için yeterli önlemlerin alınmadığı, kanalın meskun mahal içerisinde kaldıktan sonra davalı idarelerce çevrede yaşayanlar için risk taşıyan bu kanalla ilgili olarak can güvenliğini sağlayacak biçimde uyarıcı, engelleyici tedbirler alınmasının ilgili idarelerin üstlendikleri kamu hizmetinin doğal sonucu olduğu…”

Kanalı inşa eden ve üzerindeki gözetim yetkisi devam eden Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ile kanalın işletme, bakım ve onarımını devralan Sulama Birliği asli sorumlu sayılmıştır. Belediyenin ise yerleşim alanı içindeki tehlikeleri denetleme ve halkın can güvenliğini koruma yükümlülüğü nedeniyle tali sorumluluğunun bulunduğu kabul edilmiştir:

“Zarara neden olan kanalın yapımı, işletimi ve süreç içerisindeki bakım ve onarımında yükümlülükleri bulunan davalı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ile […] Sulama Birliğinin asli sorumlu oldukları […] diğer davalı […] Belediye Başkanlığının ise belediye mücavir alan sınırları içerisinde genel hayata müessir olabilecek faaliyetler nedeniyle genel bir denetim ve gözetim yükümlülüğü bulunduğu için tali sorumluluğu bulunduğu…”

Çocuğun ölümü nedeniyle anne ve babanın uğradığı destek kaybı için maddi tazminata, yaşadıkları elem ve ızdırabın giderilmesi için de manevi tazminata hükmedilmiştir. Bununla birlikte, dört yaşındaki çocuğun gözetiminde gerekli özeni göstermeyen anne ve babanın müterafik kusuru, maddi zararın belirlenmesinde dikkate alınmıştır.

Danıştay, manevi tazminatın müterafik kusur oranına göre matematiksel biçimde azaltılamayacağını özellikle belirtmiştir:

“Bu tutarın Mahkemece takdiren belirlenmesi, müterafik kusurdan kaynaklı kusur oranlarına göre bir belirleme yapılmaması gerekmektedir.”

Enerji nakil hattına yaklaşan ağaçların budanmaması ve tesis çevresinin korunmaması

Danıştay 8. Dairesi, 07.03.2024, E. 2023/424, K. 2024/1251

On yaşındaki çocuk, belediyenin işlettiği içme suyu kuyusunun yakınındaki ağaca çıkarak çiçek topladığı sırada, ağacın dalları arasından geçen enerji nakil hattına temas etmiş ve elektrik çarpması sonucu hayatını kaybetmiştir.

Olay sırasında tesis çevresindeki çitlerin eskidiği ve alana giriş çıkışı engellemediği; ayrıca ağacın dallarının elektrik hattına güvenli mesafeden fazla yaklaştığı belirlenmiştir. Enerji hattının bakım, onarım ve işletmesinden sorumlu belediyenin hattı düzenli olarak kontrol etmemesi ve tehlike oluşturan dalları budatmaması hizmet kusuru sayılmıştır:

“İçmesuyu trafosuna giden enerji nakil hattının bakım, onarım ve işletmesinden sorumlu olan davalı tarafın, zaman zaman hatların kontrol ve denetimini yaparak hatta temas eden, tehlike yaratabilecek ağaçların kestirilmesini sağlaması gerekmektedir.”

Kararda, elektrik hattının insanların dikkatsizlik sonucu dahi dokunabileceği bir konumda bulunmaması gerektiği vurgulanmıştır:

“Herhangi bir kimsenin dikkatsizlikle de olsa yaklaşabileceği uzaklıktaki elektrik hattına dokunulması olanaksız olmalıdır.”

Belediyenin kusuru, koruyucu çitlerin işlevsiz kalması ve elektrik hattına yaklaşan dalların güvenli mesafeye göre budanmaması olmak üzere iki temel ihmale dayandırılmıştır:

“Olay sırasında etraftaki çitlerin eskimiş olması, bölgeye giriş çıkışın engellenememesi, içmesuyu trafosunu besleyen enerji nakil hattının bakım, onarım ve işletmesinden sorumlu davalı idarenin enerji hattına temas eden ağaçları emniyet mesafesine göre budamaması, idarece alınması gereken tedbirlerin noksan olarak yerine getirildiğinin görülmesi nedeniyle […] idarenin hizmet kusuru bulunduğu sonucuna varıldığı…”

Hayatını kaybeden çocuğa kusur yüklenmemiştir. Buna karşılık anne ve babanın çocuğun gözetiminde gerekli özeni göstermemesi müterafik kusur kabul edilmiş ve maddi tazminatın belirlenmesinde dikkate alınmıştır.

Çocuğun desteğinden yoksun kalan anne ve baba lehine maddi tazminata; ölüm nedeniyle anne, baba ve kardeşlerin yaşadığı elem ve ızdırap karşılığında ise manevi tazminata hükmedilmiştir. Danıştay, belediyenin hizmet kusuruna ve her iki tazminat türüne ilişkin kararı oybirliğiyle onamıştır.

Çöplükteki patlama riskinin bilinmesine rağmen gerekli önlemlerin alınmaması

AİHM Büyük Daire, Öneryıldız/Türkiye, 30.11.2004, B. No. 48939/99

İstanbul Ümraniye’de belediyeler tarafından kullanılan çöplükte biriken metan gazı patlamış; oluşan toprak ve atık kayması gecekonduların üzerine ilerleyerek çok sayıda kişinin ölümüne ve yapıların yıkılmasına neden olmuştur. Başvurucu, olayda dokuz yakınını ve evini kaybetmiştir.

Patlamadan yaklaşık iki yıl önce hazırlanan bilirkişi raporunda çöplüğün teknik standartlara aykırı olduğu ve metan gazı patlamasını önleyecek bir sistem bulunmadığı açıkça belirtilmiştir. AİHM, idari makamların gerçek ve yakın tehlikeyi bildikleri veya bilmeleri gerektiği sonucuna varmıştır:

“Çeşitli düzeylerdeki Türk makamlarının Ümraniye belediye çöplüğünün yakınlarında yaşayan birçok insan için gerçek ve yakın bir risk bulunduğunu bildiği veya bilmesi gerektiği sonucu çıkmaktadır.”

Buna rağmen çöplüğün güvenli hâle getirilmemesi, gazın kontrollü biçimde boşaltılmasını sağlayacak sistemin kurulmaması ve kurumlar arasında etkili bir denetim ve koordinasyon oluşturulmaması, yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlali sayılmıştır:

“Devlet görevlilerinin bu insanları maruz kaldıkları acil ve bilinen risklerden korumak için hiçbir önlem almamaları sonucu, Ümraniye gecekondu bölgesi sakinlerinin hayatına mal olan […] kazaya yol açan olaylar dizisinde rol oynamıştır.”

Yapıların ruhsatsız olması, kamu makamlarının sorumluluğunu ortadan kaldırmamıştır. Yetkililerin yapılaşmayı uzun süre fiilen kabul etmesi, bölge sakinlerinden vergi alması ve kamu hizmetlerinden yararlanmalarına izin vermesi karşısında, bütün kusurun gecekondu sakinlerine yüklenemeyeceği kabul edilmiştir.

AİHM, gerekli önlemlerin alınmaması nedeniyle Sözleşme’nin 2. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının maddi ve usul yönlerinden, evin yıkılması nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir:

“Devlete isnat olunabilecek ağır kusur ile can kayıpları arasında kurulan nedensellik bağı, hiç kuşkusuz başvurucunun evinin yıkılması için de geçerlidir.”

Başvurucunun yakınlarını ve evini kaybetmesi nedeniyle maddi ve manevi tazminata hükmedilmiştir. Ulusal mahkemece daha önce verilen tazminatın uzun süre ödenmemesi de etkili başvuru hakkının ihlali olarak değerlendirilmiştir:

“Çekilen acı için hükmedilen tazminatın zamanında ödenmesi […] Sözleşme’nin 13. maddesindeki hukuk yolunun esaslı unsurlarından biri olarak görülmelidir.”

V.YANGIN, AFET VE RİSKLERİN ÖNLENMESİ

İtfaiyenin şehrin en yüksek binasına ulaşabilecek biçimde donatılmaması

Danıştay 11. Dairesi, 15.03.1976, E. 1974/964, K. 1976/1015; Danıştay 11. Dairesi, 04.10.1977, E. 1976/11, K. 1977/3377

Belediye, itfaiye teşkilatını şehrin yapılaşma düzenine göre kurmak ve şehrin en yüksek binasına ulaşabilecek yükseklikte merdivenli araç bulundurmakla yükümlüdür. İtfaiye araçlarının bakımsız bırakılması, temel müdahale gereçlerinin sağlanmaması ve yüksek katlara erişebilecek donanımın temin edilmemesi hizmet kusuru oluşturur.

Yangın ihbarına rağmen bu eksiklikler veya personelin ihmali nedeniyle zamanında ve etkili müdahalede bulunulamaması sonucunda zararın doğması ya da büyümesi hâlinde belediye; meydana gelen maddi zararları ve olayın niteliğine göre manevi zararları tazmin etmekle sorumludur.

Yol ve zemin kayması sonucu yapıların araç üzerine yıkılması

Danıştay 6. Dairesi, 18.03.2011, K. 2011/681

Yol ve zemin kayması sonucunda istinat duvarları ile binalar yıkılmış; düşen yapı parçalarının altında kalan araç kullanılamaz hâle gelmiştir.

Danıştay, idarelerin yürüttüğü kamu hizmetleri ile meydana gelen zarar arasında nedensellik bağı bulunduğunu kabul etmiştir:

“Yol ve yer kayması ve bu nedenle istinat duvarları ile binaların yıkılması olayında davalı idarelerin kamu hizmetleriyle ilgili eylem ve işlemleri ve oluşan zarar arasında illiyet bağının bulunduğu açık…”

Ancak idarelerin ve araç malikinin kusur oranları somut ölçütlere dayalı olarak belirlenmediğinden mevcut inceleme yeterli görülmemiştir. Danıştay; kaymanın doğal ve insan kaynaklı nedenlerinin, yıkılan yapılara verilen ruhsat ve yapı kullanma izinlerinin hukuka uygunluğunun, mücbir sebep veya beklenmeyen hâl bulunup bulunmadığının ve aracın park edilmesini önleyecek tedbirlerin alınıp alınmadığının araştırılmasını istemiştir:

“Meydana gelen yol ve yer kaymasının doğal ve doğal olmayan nedenleri, aracın üzerine yıkılan bloklara verilen ruhsat ve yapı kullanma izin belgelerinin mevzuata uygunluğu, olayla ilgili zorlayıcı nedenler, beklenmeyen durumlar ile aracın park edildiği yerde park edilmesini engelleyici başka tedbir ve önlemlerin alınıp alınmadığı […] hususlarının göz önünde bulundurulması…”

Ruhsata Aykırı İlave Katları Yıkmayarak Yapının Satın Alınmasına ve Yerleşime Açılmasına Fiilen İmkân Veren Belediyenin Deprem Zararından Sorumluluğu

Danıştay 6. Dairesi, 23.05.2012, K. 2012/2662

Ruhsatlı projesine aykırı biçimde çok sayıda ilave kat yapılan bina hakkında yıkım kararı alınmış; ancak belediye bu kararı uygulamamıştır. Yapının bu hâliyle kullanılmasına ve bağımsız bölümlerin satın alınarak yerleşilmesine fiilen imkân tanınmış, bina daha sonra depremde yıkılmıştır.

Danıştay, belediyenin yalnızca yıkım kararı almakla yetinemeyeceğini, İmar Kanunu uyarınca bu kararı uygulamak ve kaçak yapılaşmayı etkili biçimde denetlemek zorunda olduğunu belirtmiştir:

“Ruhsatlı projesinden çok fazla sayıda ruhsatsız ilave kat yapılan inşaat hakkında davalı idarece yıkım kararı alınmışsa da […] yıkım kararının gerçekleştirilmediği, davacının bu şekliyle satın aldığı ve yerleşilmesine olanak sağlandığı uyuşmazlık konusu olayda davalı idarenin denetim görevini de içeren idari faaliyetlerini kusurlu olarak işlettiği sonucuna ulaşılmaktadır.”

Depremin zararı doğuran olay olması, belediyenin yapının inşa sürecindeki denetim eksikliğini ve alınan yıkım kararını uygulamamasından kaynaklanan sorumluluğunu ortadan kaldırmamıştır:

“Davalı idarenin deprem sonucu yıkılan yapının inşası aşamasında yürütmesi gereken faaliyetlerini gereği gibi yerine getirmemesi sonucu oluşan hizmet kusuru nedeniyle ortaya çıkan zararı tazminle sorumlu bulunduğu…”

VI.BELEDİYE PERSONELİ VE İŞ GÜVENLİĞİ

Memurun kadrosu dışında ambulans şoförü olarak görevlendirilmesi

Danıştay 5. Dairesi, 16.09.2005, E. 2001/2534, K. 2005/3655

Belediyede teknisyen olarak görev yapan personel, görev alanı dışında ambulans şoförü olarak il dışına hasta nakliyle görevlendirilmiş ve dönüş yolunda meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybetmiştir.

Danıştay, hiçbir memurun sınıfı dışında bir görevde çalıştırılamayacağına ilişkin kuralı esas almış; teknisyen kadrosundaki personelin ambulans şoförü olarak görevlendirilmesini ağır hizmet kusuru saymıştır:

“Anılan şahsın teknisyenlik görevinin dışında kendi görev alanı ve sorumluluğuna girmeyecek şekilde ambulans şoförü olarak görev yaptığı il dışında […] hasta nakli amacıyla görevlendirilmiş bulunması karşısında, davalı idarenin bu görevlendirme ile ağır hizmet kusuru işlediği ve bu işleminden doğan zararı tazminle yükümlü olduğu kuşkusuzdur.”

Personelin daha önce de şoför olarak çalışmış olması ve bu görevlendirmelere itiraz etmemesi, belediyenin hukuka aykırı görevlendirmeden doğan sorumluluğunu ortadan kaldırmamıştır.

Ölüm nedeniyle eş ve çocukların destekten yoksun kalması maddi, eş ve babalarını kaybetmeleri nedeniyle yaşadıkları elem ve üzüntü ise manevi zarar olarak kabul edilmiştir:

“Davacıların idarenin ağır hizmet kusuru sonucu yaşadıkları ölüm olayı nedeniyle eş ve babadan yoksun kalmak suretiyle manevi zarara da uğradıkları açıktır.”

Çöp konteynerinin vinçle kaldırılması sırasında iş güvenliği önlemlerinin alınmaması

Danıştay 8. Dairesi, 08.04.2021, E. 2016/14819, K. 2021/2182

Belediyenin temizlik işlerinde çalışan kişi, arızalı çöp konteynerinin vinçle kaldırılması sırasında konteynerin aparatından ayrılarak ayağına düşmesi sonucu sürekli iş gücü kaybına uğramıştır.

Belediyenin çalışanlara iş sağlığı ve güvenliği eğitimi vermemesi, görev tanımlarını belirlememesi, kaldırma ekipmanlarının periyodik muayenesini yaptırmaması, kullanım talimatlarını hazırlamaması ve yeterli ehliyete sahip olmayan personel çalıştırması hizmet kusuru sayılmıştır:

“Davalı Avcılar Belediye Başkanlığı’nın işveren olarak davacının iş sağlığı güvenliği eğitimlerini vermemesi, görev tanımlarını yapmaması, kaldırma ekipmanlarının periyodik muayenesinin yapılmaması, ilgili iş ekipmanları için talimat hazırlamaması ve ehliyeti yeterli olmayan bir personel çalıştırması nedeniyle asli olarak […] sorumlu olduğu…”

Vinç operatörünün eksik ekipmanla çalışmayı sürdürmesi nedeniyle kendisine yüklenen kusurun da belediyeden bağımsız değerlendirilemeyeceği kabul edilmiştir:

“Vinç operatörünün kamu görevini yürüttüğü esnada, göreviyle ilgili hizmetin araç ve olanaklarını kullanarak iş güvenliği kurallarına aykırı hareket etmek suretiyle yaptığı kusurlu hareketin davalı idarenin kusur sorumluluğundan bağımsız düşünülemeyeceği…”

Buna göre belediye, hem hizmetin örgütlenmesindeki eksikliklerden hem de görevin yürütülmesi sırasında personelin işlediği kusurdan sorumlu tutulmuştur. Buna karşılık davacının çalışma sırasında bulunmaması gereken yerde durması ve iş güvenliği kurallarına uymaması müterafik kusur kabul edilmiştir.

Sürekli iş gücü kaybı nedeniyle maddi, kazanın davacının sosyal yaşamında doğuracağı kalıcı etkiler nedeniyle de manevi tazminata hükmedilmiştir. Danıştay manevi tazminat kararını onamış; maddi zararın net kazanç üzerinden yeniden hesaplanması ve belediyenin sorumluluk oranına vinç operatörünün kusurunun da eklenmesi gerektiği gerekçesiyle maddi tazminata ilişkin kısmı bozmuştur.

VII. NÜFUS VE MEDENİ HÂL HİZMETLERİ

Kısıtlı kişinin yasal temsilcisinin izni alınmadan evlendirilmesi

Danıştay 8. Dairesi, 17.10.2024, E. 2021/1422, K. 2024/5411

Hapis cezası nedeniyle vesayet altında bulunan kişinin kısıtlılığı nüfus kayıtlarında yer almasına rağmen belediye, gerekli kontrolü yapmadan evlenme ehliyet belgesi düzenlemiş ve yasal temsilcisinin yazılı izni olmaksızın evlenmesine izin vermiştir.

Mahkeme, belediyenin evlenme başvurusu sırasında yerine getirmesi gereken inceleme ve denetim görevini gereği gibi yapmamasını hizmet kusuru saymıştır:

“Davalı idarece evlenme talebine dair beyannamenin verilmesi üzerine kontrol ve denetim görevinin gereği gibi yerine getirilmediği, […] kısıtlı olduğu ve evlenebilmesi için yasal temsilcisinin izni gerektiği hususu dikkate alınmaksızın evlenme ehliyet belgesi düzenlendiği, bu nedenle olayda davalı belediyenin hizmet kusurunun bulunduğu sonucuna varıldığı…”

Kısıtlılık durumunu bilmeyen kişinin, hukuken gerekli koşullar yerine getirilmeden yapılan evlilik nedeniyle manevi olarak yıprandığı kabul edilmiş ve manevi tazminata hükmedilmiştir:

“Yasal temsilcisinin izni olmaksızın evlenmesine müsaade edildiği, […] kısıtlı olduğunu bilmeyen davacının da yaşanan olaylar nedeniyle manevi olarak yıprandığı dikkate alındığında, davacının bu olay nedeniyle duyduğu üzüntüyü kısmen de olsa gidermek için manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği…”

Buna karşılık, evlilik süresince yapılan harcamalar, eşin borçları ve davacı hakkında başlatılan icra takipleri ile belediyenin hatalı işlemi arasında yeterli nedensellik bağı bulunmadığından maddi tazminat istemi reddedilmiştir:

“Söz konusu harcama ve giderler ile idarenin hatalı işlemi arasında illiyet bağı bulunmadığından maddi tazminat talebinin reddi gerektiği…”

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir